Irak'ta Sadr'ın 'kontrollü kaos' hesapları | Bilgay Duman
05.08.2022 - 15:17

GÖRÜŞ

GÖRÜŞ

Bilgay Duman, Irak siyasetinde son dönemde yaşanan gelişmeleri ve ülkedeki en önemli aktörlerden Mukteda es-Sadr’ın siyasi hesaplarını AA Analiz için kaleme aldı.

***

10 Ekim 2021’de Irak’ta yapılan seçimlerin ardından siyasi gruplar arasında yaşanan ayrışma ve çekişmeler bugünlerde fiili bir hal almış durumda. Seçimlerin galibi olarak ortaya çıkan Mukteda es-Sadr’ın liderliğinde Sadr Hareketi’nin attığı adımlar, Irak siyasetinde denge değiştirici bir rol oynuyor. Zira seçimlerin yapılmasından sonra uzun süredir hükümet kurulamıyor. Bu anlamıyla Irak’ta 2021 seçimlerinin birçok dengeyi değiştirdiğini söylemek mümkün. Özellikle 73 milletvekili ile parlamentoda en büyük grup olmasının ardından hükümet kurma girişimine başlayan Mukteda es-Sadr, Sünnileri temsilen şu an Parlamento Başkanı olan Muhammed Halbusi’yi ve Kürtleri temsilen Mesut Barzani’nin partisi olan Kürdistan Demokrat Partisi’ni (KDP) yanına alarak “ulusal çoğunluk hükümeti” kurmak istemişti. Bu yüzden “Vatanı Kurtarma İttifakı” adı altında bir ittifak oluşturmuş ancak bu ittifak hükümeti kurma konusunda başarılı olamamıştı.

Mevcut durum itibarıyla Mukteda es-Sadr’ın kontrollü bir gerginlik/kaos yönetimi üzerinden hareket ettiği görülüyor. Ancak liderlerin bu süreçteki tutumları “kontrollü gerginliği” kontrolsüz hale getirebilir.

Sadr ne istiyor?

Ramazan ayı itibarıyla Mukteda es-Sadr’ın siyasetten çekildiği bir süreçle karşı karşıya kalındı. Mukteda es-Sadr’ın siyasetten çekilmesinin hemen ardından kendisine bağlı milletvekilleri de istifa etti. Şu an Mukteda es-Sadr’ın rakibi olarak görünen ve içerisinde özellikle İran’a yakın Şii siyasi grupların yer aldığı “Şii Koordinasyon Çerçevesi” hükümet kurma çalışmalarına başladı. Bununla birlikte Şii Koordinasyon Çerçevesi ortak aday olarak Muhammed Şiya es-Sudani’yi başbakan belirledi. Bunun ardından ise Mukteda es-Sadr sokak hareketlerine yöneldi.

Mukteda es-Sadr’ın bu yöndeki tavrının en önemli sebeplerinden biri aslında hükümet yapısında radikal addedilebilecek bir değişiklik istemesiydi. Irak’ta 2003’ten bugüne kadar kurulan bütün hükümetlerin “ulusal birlik hükümetleri” olduğunu söylemek mümkün. Ulusal birlik hükümetleri, Irak’ta parlamentoya girmeye hak kazanan bütün siyasi grupların hükümet içerisinde yer aldığı ve muhalefetin olmadığı siyasi yapılardı. Ancak bugüne kadar gelen süreçte bu hükümet yapısının işlemediği ortaya çıktı. Zira Irak’ın toplumsal yapısındaki etnik ve mezhepsel ayrışmanın siyasal yapı içerisine de yerleştiği görüldü. Bu yerleşik düzen aynı zamanda siyasete de evrildi. Nitekim, Irak’ta yazılı bir kural ya da kanun olmasa da bugüne kadar başbakanlar hep Şiilerden, meclis başkanı Sünnilerden ve cumhurbaşkanı Kürtlerden seçilmişti.

Sadr’ın siyasi hesapları

2021 seçimlerinden sonra da cumhurbaşkanlığı seçilmesi konusunda Kürtler arasında anlaşmazlık çıktı ve tek aday üzerinde uzlaşamadılar. Bununla beraber Şiiler de kendi aralarında uzlaşamadılar ve ortak bir başbakan seçemediler. Mukteda es-Sadr bu sistemin işlemediğini öngörerek, Ulusal Çoğunluk Hükümeti kurmak istedi. Ancak 329 milletvekiline sahip Irak Parlamentosu’nda 200’e yakın milletvekili ile çoğunluğu sağlayamayan Mukteda es-Sadr hükümeti kurabilmek için süreci başlatacak hamleyi yapamadı ve siyasetten çekilmek durumunda kaldı.

Bu noktada Sadr’ın bir hesap hatası yaptığı söylenebilir. Özellikle Nuri el-Maliki ile geçmişten gelen anlaşmazlığı bulunan Sadr, Maliki dışındaki Şii gruplarla anlaşabileceği sinyallerini verse de İran yanlısı Şii cephe Maliki’den vazgeçmedi. Sadr, Şii Koordinasyon Çerçevesi’nin de ortak başbakan adayı seçemeyeceğinden hareketle karşı tarafın tüm kozlarını bitirmeye ve başarısız göstermeye çalıştı. Fakat tam tersine Şii Koordinasyon Çerçevesi içerisinde bir dağılma yaşanmadan ortak bir aday üzerinde uzlaşılması, Sadr açısından beklenmedik bir gelişme oldu.

Bunun üzerine Mukteda es-Sadr, en büyük kozu olan sosyal taban gücünü ve sokak hareketlerini siyasi sahaya sürdü. Bununla birlikte Şii Koordinasyon Çerçevesi’nin başbakan adayını belirlemeden hemen önce Irak siyasetinde deprem etkisi yaratan ve Nuri el-Maliki’ye ait olduğu iddia edilen ses kayıtlarının ortaya çıkması da Sadr ve Şii Koordinasyon Çerçevesi arasındaki ilişkileri gerginleştiren nedenlerden biri oldu. Söz konusu kayıtlarda Mukteda es-Sadr’a yönelik son derece olumsuz ithamlarda bulunulması, Sadr taraftarlarının tepkisini artırdı ve özellikle Bağdat’ta Sadr taraftarlarınca bir gösteri dalgası başlatıldı.

Erken seçim senaryosu gündeme gelebilir

Diğer taraftan Sadr taraftarlarının başlattığı protesto gösterilerinin ardından hiçbir engelle karşılaşmayarak Irak Parlamentosu’na girmeleri olayların seyrini değiştirdi. Irak medyasındaki bazı yorumlarda Mukteda es-Sadr’ın taraftarlarının mevcut Başbakan Mustafa el-Kazımi ile anlaşmalı bir şekilde parlamentoya girdikleri yönünde bir söylentinin olması dikkat çekici. Zira Kazımi’nin başbakanlık görevine devam etmek istediği konuşuluyor. Sadr’ın da Kazımi üzerindeki etkisi biliniyor. Nitekim Kazımi döneminde Sadr’a yakın pek çok ismin devlet kurumuna yerleştirildiği Irak’ta açıktan konuşulan bir gerçek. Bu nedenle Sadr’ın kendisi hükümeti kuramadığı için en azından karşı tarafın da hükümet kurmasını istemediği ve bu yüzden en azından üzerinde etki üretebildiği Kazımi hükümetinden yana tavır alabileceğini söylemek mümkün.

Mukteda es-Sadr’ın hem kurulacak hükümeti hem de sonraki süreçte hükümetin işleyişini engelleyebilecek ya da sekteye uğratabilecek bir taban gücünü görmezden gelmek mümkün değil. Ama bunu yaparsa Mukteda es-Sadr "oyun kurucu pozisyonundan" tam tersine "oyunu bozucu, düzeni bozucu" bir pozisyona gelebilir ki bu, Mukteda es-Sadr’ın sosyal tabandaki ismine de açıkçası zarar verebilir.

Diğer taraftan Sadr’ın bu durumu görerek, Şii Koordinasyon Cephesini bölmeye yönelik girişimleri de dikkat çekiyor. Buradan hareketle Şii Koordinasyon Çerçevesi’nin en önemli bileşenlerinden Hadi el-Amiri liderliğindeki Bedir Örgütü’nün Sadr’ın yaptığı protesto gösterilerine karşı Şii Koordinasyon Çerçevesi tarafından başlatılan karşı protestolara destek vermemesi önemli. Bu noktada Sadr farklı bir adım atarak Bedir Örgütü’nün de desteğiyle en azından istemediği bir adayın başbakan olmasının önüne geçebilir ve oyunu baştan kurmak için erken seçim senaryosunu gündeme getirebilir.

Sadr "siyaset üstü" bir lider mi olmak istiyor?

Burada Irak’taki Şii dini merciinin sessiz kalıyor olması da dikkat çekici. Zira Şii dini merci Şiiler açısından en önemli denge unsurudur. Ancak bugüne kadar özellikle Sadr’ın hamlelerine karşı bir söylem üretilmemesi, Sadr’a alan açıldığı yönünde bir algı oluşmasına imkan verdi. Öte yandan Sadr’ın protesto gösterilerinin ardından ortaya koyduğu demeçler, Şii dini merci açısından rahatsızlık ortaya çıkarabilir.

Bu kapsamda Mukteda es-Sadr’ın Muharrem ayında gösterilere başlaması dikkat çekici oldu. Sadr’ın Şii anlayışında çok önemli bir yere sahip olan Hz. Hüseyin’in 680 yılındaki reform çıkışını örnek aldığına yönelik yorumlar yapılıyor. Açıklamalarında gösterileri “Aşura Devrimi” olarak adlandırması Sadr’ın bir yandan Hz. Hüseyin’in Kufe çıkışıyla sembolik bağlantı kurarak Şii halkı yanına çekmek istediği yönünde algı oluşturuyor. Diğer yandan anayasa değişikliği, Irak’ta başkanlık sisteminin getirilmesi gibi söylemlerle taraftarlarına çağrı yapıyor olması nedeniyle Sadr’ın, İran İslam Devrimi lideri Humeyni ile karşılaştırılmasına sebebiyet veriyor.

Dolayısıyla Sadr’ın kendisini siyaset üstü bir seviyeye çıkarmak istediği de görülüyor. Zira 15 Temmuz’da Bağdat’ta düzenlediği toplu Cuma namazı bu anlamda altı çizilmesi gereken bir detay. Bu Cuma namazı ile Mukteda es-Sadr’ın, Necef’in en önemli din alimlerinden biri olarak bilinen, sadece Irak’ta değil, Şii dünyasında saygı duyulan bir isim olan ve 1999 yılında bir suikast sonucu öldürülen babası Muhammed Sadık es-Sadr’ın dönemine atıf yaptığını söylemek mümkün. Yani Mukteda es-Sadr’ın “devrimci” bir nitelik kazanmaya çalıştığı söylenebilir.

Çatışma ihtimali

Irak’ta 2003’ten bu yana hassas dengeler üzerine kurulu bir sistem mevcut. Bu nedenle bu hassas dengeleri bozmadan adım atabilmek son derece zor. Zira 2003 sonrası Irak’taki siyasal ve yönetimsel yapının ana unsuru “grupsal paylaşım”. Bu noktada Sadr’ın "yenilikçi" olarak atmaya çalıştığı her adım söz konusu paylaşıma etki ediyor ve bu da pay sahipleri açısından tepkisel bir yaklaşım ortaya çıkarıyor.

Diğer taraftan Nuri el-Maliki’nin de ortaya çıkarmış olduğu, elinde hazır bulundurduğu silahlarla medyaya poz vermesi her koşula hazırlıklı olunduğu mesajını taşıyor. Mevcut durum itibarıyla Mukteda es-Sadr’ın kontrollü bir gerginlik/kaos yönetimi üzerinden hareket ettiği görülüyor. Ancak liderlerin bu süreçteki tutumları “kontrollü gerginliği” kontrolsüz hale getirebilir. Şii Koordinasyon Çerçevesi içerisindeki grupların aynı zamanda milis grupları da olduğu düşünüldüğünde, çatışma ihtimalini göz ardı etmek pek mümkün değil. Ülkedeki mevcut durum ise yeni bir çatışmayı daha kaldıracak halde değil.

***

[Bilgay Duman, ORSAM Irak Çalışmaları Koordinatörü]

 

 

  • Beğen
YORUM YAZIN